<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-1136713564336880972</id><updated>2011-04-21T15:45:52.230-07:00</updated><title type='text'>Reyhan Gazel</title><subtitle type='html'>YAŞAMA BİRAZ DA HABERLERİN İÇİNDEN BAKALIM...</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://yasamhaberleri.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1136713564336880972/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yasamhaberleri.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>Reyhan Gazel</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17829418279267288307</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>8</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1136713564336880972.post-5041775934828368797</id><published>2007-11-15T12:04:00.002-08:00</published><updated>2007-11-15T12:05:32.396-08:00</updated><title type='text'>ORGAN BAĞIŞI NEDEN AZ?</title><content type='html'>Organ bağışı konusunda fıkra gibi olaylar      &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Nefroloji uzmanı Prof. Dr. Tekin Akpolat, uygun böbrek bulamadıkları için yıllar boyu diyalize giren hastalarının sorunlarına çare olan organ bağışına dikkat çekmek amacıyla yazdığı kitabında, yaşanmış fıkra gibi olaylara yer verdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Organ Nakli Haftası’nda organ bağışına dikkat çekmek istediğini ifade eden Akpolat, isteyenlerin ücretsiz edinebileceği, organlarını bağışlayanlara ve yakınlarına organ nakline izin veren ailelere adadığı 'Organ Bağışı ve Medya' isimli kitabında bu konudaki yanlış ve eksik bilgilere dikkat çekmeyi amaçladığını bildirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Edinmek isteyenlerin yazarına tekinakpolat@yahoo.com adresinden ulaşabilecekleri kitapta, Akpolat’ın 15 yıldır topladığı gazete arşivinden haberler, organ bağışıyla ilgili genel bilgiler, kaçırılan veya depremde kaybolan çocukların yanı sıra internette gezinen esrarengiz olaylarla ilişkilendirilen organ mafyası ve bu konudaki 'şehir efsaneleri' yer alıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi Nefroloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Akpolat, karşılaştığı fıkra gibi olayları da aktardığı kitabında, Türkiye’de organ mafyasının faaliyetlerinin sınırlı, ancak haberlerin abartılı olduğunu bildirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitabı hazırlarken, Emniyet Genel Müdürlüğünden organ ticareti ile ilgili detaylı istatistik bulunmadığını, yazılı ve görsel basında yer alan haberlerin gerçeği yansıtmadığı ve Dr. Yusuf Erçin Sönmez hakkında farklı zamanlarda organ ve doku ticareti suçundan işlem yapıldığı bilgisini aldığını kaydetti.&lt;br /&gt;      &lt;br /&gt;DEPREMLER VE ŞEHİR EFSANELERİ&lt;br /&gt;Kitabında, bilmedikleri bir otel odasında uyandıklarında böbreklerinden birinin çalındığını fark eden kişilerin internette dolaşan hikayelerini konu alan 'şehir efsaneleri'ne de yer veren Akpolat’ın, 'Organ nakli sokak köşelerinde yapılamayacak kadar karmaşık bir cerrahi operasyondur' ifadesi dikkat çekiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitapta, dünyaca ünlü cerrah Münci Kalayoğlu’nun, 'Organları çalmak diye kesinlikle bir şey olamaz. Bunlar dedikodudur, tamamen yalandır' açıklamasına da vurgu yapıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akpolat’ın 'Deprem ve Organ Mafyası' başlığı altında açıkladığı gerçekler ise şöyle:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;'Depremlerimizin popüler konularından bir tanesi de organ mafyasıdır. Cesetlerden organ çalınarak organ nakli yapılamaz. Depremin yarattığı kaos içinde insan veya çocuk kaçırma olayları bu kitabın ilgisi alanında değildir. Depremle birlikte organ mafyasının gündeme gelmesi de organ bağışını olumsuz etkilemektedir.' Kitabında ayrıca, kaybolan ve kaçırılan çocuklardan sonra da organ mafyasının suçlandığını kaydeden Akpolat, 'Bu suçlamaların kesinlik kazanmadan medyada yer alması organ bağışını olumsuz etkilemektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye’de organ mafyasının çocuk kaçırma ile ilgilendiğini sanmıyorum' görüşünü dile getirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akpolat, ülkede zaman zaman bu konuda çıkan bazısı komik bazısı da düşündürücü haberlerden örnekler verirken, ailesiyle gittiği Çanakkale gezisi sırasında ortadan kaybolan ve organ mafyasının kaçırdığı iddiaları da gündeme gelen Ş.E. isimli çocuğun, 121 gün boyunca bilinmeyen öz babasının yanında olduğunun anlaşıldığına dikkati çekti.&lt;br /&gt;      &lt;br /&gt;'KAYNANAM ÖLDÜ BÖBREKLERİNİ KARIMA TAKIN'&lt;br /&gt;Bağışlanan organların, hastanın yoğun bakımda tedavi altında bulunması halinde bir başkasına nakledilebileceğinin altını çizen Akpolat, başından geçen şu ilginç anektodlara da yer verdi:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;'(Elektronik posta adresine gelen bir mail) Benim bazı bilgilere ihtiyacım var. Sizden bu konuda yardım alabileceğimi umarak yazıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben şahsen böbreğimi bağışlamak istiyorum, ama bunu kuruluşlara vs.değil de direkt olarak böbrek yardımı olan kişiye yapmak istiyorum ve bu konuda sizin yardımlarınızı bekliyorum.' -'(Diyaliz tedavisi gören bir hastasının kocası telefonda) Kaynanam biraz önce öldü. Böbrekleri hanımıma takılabilir mi?' -'(Evde vefat eden babasının organlarını bağışlamak isteyen bir kişi telefonda) Babam vefat etti, gelip organlarını alır mısınız?'&lt;br /&gt;      &lt;br /&gt;ORGAN BAĞIŞI NEDEN AZ&lt;br /&gt;Kitaba göre, ülkedeki organ bağışının yetersizliği şu nedenlerden kaynaklanıyor:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Beyin ölümü kavramının anlaşılamaması, -Verici görünüşünün ve vücut bütünlüğünün bozulacağı endişesi, -İslam dininin organ bağışına yaklaşımının bilinmemesi, -Hastalara organlarını almak için iyi bakılmayacağı endişesi, -Organların kimlere takılacağı konusundaki tereddütler, -Sosyal problemler, -Hastane ve/veya hastane personeline tepkiler, -Cenazeyi almakta gecikme olasılığından endişelenme, -Organ mafyası.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1136713564336880972-5041775934828368797?l=yasamhaberleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yasamhaberleri.blogspot.com/feeds/5041775934828368797/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1136713564336880972&amp;postID=5041775934828368797' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1136713564336880972/posts/default/5041775934828368797'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1136713564336880972/posts/default/5041775934828368797'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yasamhaberleri.blogspot.com/2007/11/organ-baii-neden-az.html' title='ORGAN BAĞIŞI NEDEN AZ?'/><author><name>Reyhan Gazel</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17829418279267288307</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1136713564336880972.post-2762180128425199300</id><published>2007-11-15T12:04:00.001-08:00</published><updated>2007-11-15T12:04:23.410-08:00</updated><title type='text'>BOTOKSLA DİLİ AÇILDI</title><content type='html'>Botoksla dili açıldı     &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;İngiltere’de 14 yıl önce sesini kaybeden 73 yaşındaki kadın, doktorların kendisine botoks enjekte etmesinden sonra yeniden konuşmaya başladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1993’te bir sabah uyandığında konuşamadığını gören Phyllis Yates’e, ses tellerinin istemdışı kasılmasına neden olan ’laringeal distoni’ teşhisi konmuştu. Yates üzerinde birçok tedavi yöntemi deneyen doktorlar en sonunda kırışıklıkları gidermek için botoksa yöneldi. Phyllis Yates’in gırtlağını çevreleyen kaslara botoks enjekte edildi ve tedavi sonuç vermeye başladı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Torunlarıyla ilk kez konuştu&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Botoksun ses tellerini gevşetmesiyle birlikte yaşlı kadın birkaç kürden sonra konuşma yeteneğini yeniden kazandı. İlk olarak 11 ve 13 yaşlarındaki iki torunuyla konuşan Yates duygularını, 'Torunlarıma onları sevdiğimi söyleyebildim. Herkes bana deli gözüyle bakıyordu' sözleriyle dile getirdi.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1136713564336880972-2762180128425199300?l=yasamhaberleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yasamhaberleri.blogspot.com/feeds/2762180128425199300/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1136713564336880972&amp;postID=2762180128425199300' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1136713564336880972/posts/default/2762180128425199300'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1136713564336880972/posts/default/2762180128425199300'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yasamhaberleri.blogspot.com/2007/11/botoksla-dili-aildi.html' title='BOTOKSLA DİLİ AÇILDI'/><author><name>Reyhan Gazel</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17829418279267288307</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1136713564336880972.post-771324523039502737</id><published>2007-11-15T12:02:00.000-08:00</published><updated>2007-11-15T12:03:17.483-08:00</updated><title type='text'>ZİHNİ AÇAN SEBZELER</title><content type='html'>Ispanak, lahana gibi yeşil yapraklı sebzeler, kavun, şeftali, kayısı gibi meyveler, havuç ve kabakta bol miktarda bulunan betakarotenin en az 15 yıl boyunca alınmasının zihin sağlığını koruyabileceği ortaya çıktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Harvard Tıp Fakültesi ve eğitim hastanesi doktorları tarafından yapılan klinik deneyde, A vitamininin yapı taşı olan ve vücutta A vitamini haline dönüştürülen antioksidan betakarotenin uzun süreli alınmasının zihin sağlığı için faydalı olduğu sonucuna ulaşıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İki grubu inceleyen araştırmacılar, ilk grupta bulunan 4 bin 52 kişinin rastgele seçilen bir kısmına ortalama 18 yıl boyunca, iki günde bir 50 miligram betakaroten, diğer kısmına palacebo, ikinci gruptaki 1904 kişinin yarısına ortalama bir yıl boyunca düzenli olarak 50 miligram betakaroten, diğer yarısına ise placebo verildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2003'e kadar her yıl sağlık durumları ve betakaroteni ya da placeboyu düzenli alıp almadıkları araştırılan her iki gruptaki katılımcılar, 1998-2002'de en az bir kez de telefonla arandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzun vadede betakaroten alanların zihinsel testlerdeki başarılarının, placebo alanlara oranla çok yüksek olduğu ortaya çıkarken, kısa vadeli araştırmaya katılanların bilişsel yeteneklerindeyse hiçbir farklılık görülmedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Araştırma, 'Archives of Internal Medicine' dergisinde yayımlandı.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1136713564336880972-771324523039502737?l=yasamhaberleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yasamhaberleri.blogspot.com/feeds/771324523039502737/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1136713564336880972&amp;postID=771324523039502737' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1136713564336880972/posts/default/771324523039502737'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1136713564336880972/posts/default/771324523039502737'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yasamhaberleri.blogspot.com/2007/11/zihni-aan-sebzeler.html' title='ZİHNİ AÇAN SEBZELER'/><author><name>Reyhan Gazel</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17829418279267288307</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1136713564336880972.post-5578045258168219342</id><published>2007-11-15T11:58:00.000-08:00</published><updated>2007-11-15T12:00:29.479-08:00</updated><title type='text'>ANNELERE EĞİTİM TURU</title><content type='html'>Anneleri ikna için okul gezisi düzenlendi    GÜNCEL  &lt;br /&gt; &lt;br /&gt; &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Bitlis'in Değirmenaltı köyünde kız çocuklarını okula göndermeyen anneleri ikna etmek için Bitlis Merkez Yatılı İlköğretim Bölge Okuluna gezi düzenlendi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Annelere okulu gezdiren İl Milli Eğitim Müdürü Cafer Tulmaç, il merkezine ve ilçelere bağlı köylerde okula gönderilmeyen kız çocuklarının ailelerini ikna etme çalışmalarını sürdürdüklerini, bu çerçevede merkeze bağlı Değirmenaltı köyündeki okutulmayan kız çocuklarının annelerini yatılı okula getirdiklerini söyledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Köylerde yaşayan kız çocuklarının ailelerini ikna etme faaliyetlerinin devam ettiğini belirten Tulmaç, şöyle konuştu:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;''Dün İl Müftümüz ile merkeze bağlı Değirmenaltı köyüne gittik. Bu köyümüzde kızlarını okutmayan aileler vardı. Bu ailelerimizle ayrı ayrı görüştük. Özellikle anneler, kızların kalacağı okulu ve yurdu merak ettiklerini, görmek istediklerini söylediler. Belki de bu Türkiye'de ilk defa oluyor. Çocuklarının emin ellerde olduğunu görmeleri, gönüllerinin rahat etmesi için anneleri buraya davet ettik. Anneler okula geldi ve koşulları gördü. Çocuklarıyla birlikte oturdular ve birlikte yemekhanede yemek yediler. İsteyenler olursa yine gelirler. Biz velileri ikna için elimizden gelen bütün gayreti gösteriyoruz.''&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bitlis Merkez Yatılı İlköğretim Bölge Okulunun (YİBO), köyde yaşayan birçok kişinin evinden çok daha iyi koşullara sahip olduğunu kaydeden Tulmaç, öğrencilerin YİBO'da çok rahat edeceğini, kütüphanesi, TV salonu, etüt imkanlarından yararlanacağını söyledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tulmaç, ''YİBO'da okuyan çocuğa devletin her ay verdiği belli bir harçlığı var. Defteri, kitabı verilip bütün ihtiyaçları karşılanıyor. Öğrencilerin haftalık olarak yiyeceği yemekler listelere göre belirlenir. Okul her gün biraz daha güzelleşiyor. Bugüne kadar bana bu konuda şikayet gelmedi. Ama görülen bir eksiklik varsa onu da tamamlamak bizim görevimizdir. Velilerin önerileriyle bir yön çizeceğiz. Çalışmaları onların görüşlerini de alarak yapacağız'' dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;YİBO'larda 24 nöbetçi öğretmenin mevcut olduğunu anlatan Tulmaç, şöyle devam etti:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;''Sabah, öğlen ve akşam yemekleri verilir. İhtiyaçlar için banyolar 24 saat açık tutulur. Sınıflar için ise haftanın belli zaman dilimlerinde sınıf banyoları yapılıyor. Çamaşırhanede çamaşırlar düzenli olarak yıkanıyor. Akşamları etütler var.''&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Köylerden Bitlis'e gelip çocuklarının okuyacağı okulu gören anneler ise kızlarını artık gönül rahatlığıyla okula göndereceklerini söylediler.&lt;br /&gt;STAR GAZETESİ&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1136713564336880972-5578045258168219342?l=yasamhaberleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yasamhaberleri.blogspot.com/feeds/5578045258168219342/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1136713564336880972&amp;postID=5578045258168219342' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1136713564336880972/posts/default/5578045258168219342'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1136713564336880972/posts/default/5578045258168219342'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yasamhaberleri.blogspot.com/2007/11/annelere-eitim-turu.html' title='ANNELERE EĞİTİM TURU'/><author><name>Reyhan Gazel</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17829418279267288307</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1136713564336880972.post-64197538098346225</id><published>2007-11-15T11:57:00.001-08:00</published><updated>2007-11-15T11:57:45.200-08:00</updated><title type='text'>BURUN TIKANIKLIĞI VE ALTINI ISLATMA</title><content type='html'>Burun tıkanıklığı "yatak ıslatmayı" tetikliyor  &lt;br /&gt; &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Ağzından soluk almak zorunda kalan çocuklarda ağız ve boğaz kuruyor ve bu kuruluk hem tahrişe hem de mikropların yerleşmesine uygun bir ortam oluşturuyor.  &lt;br /&gt;Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Faruk Yorulmaz, "Burun tıkanıklığı, hastada psikolojik sorunlar ve çocuklarda gece yatağa çiş kaçırma gibi problemlere yol açar." dedi.  &lt;br /&gt; &lt;br /&gt; &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Yorulmaz, vücudun kliması konumunda bulunan burnun, koku alma görevi yanında aynı zamanda solunum sisteminin başlangıcı, akciğerlerin giriş kapısı olduğunu belirtti. Solunumla alınan havanın burun içindeki kılcal damarlarla ısıtılıp nemlendirildiğini ve burun içindeki kıllarla tozlardan temizlendikten sonra akciğerlere girdiğini anlatan Yorulmaz, "Aksi halde akciğerlere dış havadaki her türlü toz ve mikrop girer ve yeterince sıcak ve nemli olmayan hava boğazı, akciğerleri ve solunum borucuklarını tahriş edebilir. Burun içindeki salgı ise tutulan zararlı maddeleri ve mikropları dışarı atar." diye konuştu. Yorulmaz, yeterince oksijen alınamamasının baş ağrısına sebep olduğunu belirterek, "Burnu tıkanmış kişiler tat alamazlar, bu nedenle iştah azalır." dedi. Burnundan alamadığı için ağzından soluk almak zorunda kalan kişide ağız ve boğaz kuruyor ve bu kuruluk hem tahrişe hem de mikropların yerleşmesine uygun bir ortam oluşturuyor. Buna bağlı olarak ağız kokusu ve kronik boğaz iltihapları da ortaya çıkabiliyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Burun tıkandığında gece uyku uyumada sıkıntılar, uykusuzluk, uykuda nefesin durması ve horlamalar ortaya çıkar. Çocuklardaki uzun süreli burun tıkanıklıkları yüz kemiklerinin ve dişlerin gelişimini bozar. Burun tıkanıklığı ses kısıklığı, seste bozulma ve konuşma sorunlarına neden olur, genizden konuşma meydana gelir. Hastada psikolojik sorunlar ve çocuklarda gece yatağa çiş kaçırma gibi problemlere yol açar.'' Düzenli biçimde burun temizlenerek, hep açık kalmasının sağlanmasının büyük önem taşıdığını bildiren Yorulmaz, "Sık yapılan bir hata; burnu çekerek içindeki kirlilikleri genze çekip yutmaktır. Bu yolla kirlilikler vücudun içine alınmaktadır. Bu alışkanlık terk edilmeli, burun mutlaka lavaboda yıkanarak ya da bir kağıt mendille silinerek temizlenmelidir." diye konuştu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Edirne, aa&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1136713564336880972-64197538098346225?l=yasamhaberleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yasamhaberleri.blogspot.com/feeds/64197538098346225/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1136713564336880972&amp;postID=64197538098346225' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1136713564336880972/posts/default/64197538098346225'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1136713564336880972/posts/default/64197538098346225'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yasamhaberleri.blogspot.com/2007/11/burun-tikaniklii-ve-altini-islatma.html' title='BURUN TIKANIKLIĞI VE ALTINI ISLATMA'/><author><name>Reyhan Gazel</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17829418279267288307</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1136713564336880972.post-6676628507826175880</id><published>2007-11-15T11:53:00.000-08:00</published><updated>2007-11-15T11:56:44.934-08:00</updated><title type='text'>HASTAHANE DOĞUMLARI</title><content type='html'>Hastanede doğum artınca bebek ölümleri azaldı  &lt;br /&gt; &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Her yıl yaklaşık 2 milyon kadının gebe kaldığı Türkiye'de, doğumların büyük çoğunluğu uzman hekimler kontrolünde gerçekleşiyor.  &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Yılda 2 milyon gebeliğin 1 milyon 371 bininin canlı doğumla sonuçlandığı Türkiye'de, doğum öncesi bakım alan annelerin oranının yüzde 81'e yükseldiği kaydediliyor. Kadınların gebeliğe bağlı düşük, doğum öncesi ve sonrası komplikasyonları gibi nedenlerle ölüm oranı da azalmış durumda. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konya Vakıf Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Bahattin Adam, insanların giderek anne ve çocuk sağlığı konularında bilinçlendiğini belirtiyor. Sağlık kuruluşlarına erişimin de geçmiş yıllara oranla kolaylaştığını vurgulayan Adam, gelişmiş ülkelerde insanların yüzde 100 oranında hastanelerde doğum yaptıklarını aktarıyor. Şimdiye kadar imkanların az olduğunu, özellikle kırsal kesimdeki vatandaşların hastanelere ulaşamadığını dile getiren Adam, imkanlar arttıkça ailelerin doğum yapmak için hastaneleri tercih ettiğini kaydediyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Artık kadınların hiçbir altyapının olmadığı evlerinde doğum yapmak istemediğini söyleyen Adam, "Hastane ortamında doğumlara kadın doğum uzmanlarının yanı sıra çocuk doktorları da katılıyor. İnsanlar kendini daha güvende hissediyor." dedi. Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Yılmaz Şahin ise, anne ve bebek ölümlerinin azalmasındaki etkenlerden birinin de doğum sayısındaki düşüş olduğunu açıkladı. Prof. Dr. Şahin, 10 yıl öncesine kadar kırsal kesimdeki ailelerin 5'ten aşağı çocuğu olmazken şimdilerde Batı'da olduğu gibi çocuk sayısının bir-ikiyle sınırlandırıldığını söyledi. Çocuk sayısı azalınca değerinin arttığına dikkat çeken Prof. Dr. Şahin, "Doğum sayısındaki yüzde 80'lere varan bu düşüş, anne ve bebek ölümlerini de yüzde 25'lerden yüzde 5'lere düşürdü. " açıklamasında bulundu. Ünal Livaneli, Musa Özyürek; Konya, Kayseri&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1136713564336880972-6676628507826175880?l=yasamhaberleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yasamhaberleri.blogspot.com/feeds/6676628507826175880/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1136713564336880972&amp;postID=6676628507826175880' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1136713564336880972/posts/default/6676628507826175880'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1136713564336880972/posts/default/6676628507826175880'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yasamhaberleri.blogspot.com/2007/11/hastahane-doumlari.html' title='HASTAHANE DOĞUMLARI'/><author><name>Reyhan Gazel</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17829418279267288307</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1136713564336880972.post-5669103065367971592</id><published>2007-11-15T11:52:00.000-08:00</published><updated>2007-11-15T11:53:25.541-08:00</updated><title type='text'>SANAL SOHBETE DİKKAT</title><content type='html'>Sanal sohbetler, eşler arasında güvensizliğe sebep oluyor  &lt;br /&gt; &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;İnternetin geniş dünyası ve bu teknolojinin cep telefonlarına kadar girmesi, iletişim ve sohbetleri tahmin edilemez noktalara getirdi. Ancak özellikle çoğu gereksiz sohbet ve mesajlaşmalar eşler arasında tartışmalara ve güvensizliklere sebep oluyor.  &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;İnternet ve cep telefonlarının bilinçsiz kullanımı eşler arasındaki sorunların da büyümesine ve karşılıklı güvensizliğe yol açıyor. İnternet ve cep telefonu, karşı cinsle konuşmayı ve iletişimi kolaylaştırıyor. Başlangıçta iş görüşmesi, insani duygularla yardım etme ya da bilgi alışverişi şeklinde başlayan bir konuşma bile kolaylıkla farklı şekillere dönüşebiliyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Günlük hayatta karşı cinsle iletişim konusunda dikkatli davranan bazı kişiler iş amaçlı veya yardım amaçlı konuşmalar esnasında bilhassa internet veya cep telefonunda karşı cinsle iletişimde kontrolü kısmen de olsa kaybediyorlar. Bilinçli kişilerde böyle iken psikolojik sorunları olanlarda durum daha da vahim olup aile sorunlarına da yol açıyor. Eşini sıklıkla forumlarda, sohbet (chat) odalarında ya da MSN'de iletişim içinde gören ya da sürekli cep telefonuyla konuştuğunu, mesajlaştığını fark eden kadın ya da erkek tabii olarak rahatsızlık duyarak sorma ihtiyacı duyuyor. Başlangıçta belki geçerli bir neden oluyor fakat görüşmelerin sıklığı, zamansızlığı veya içeriği güveni zedeleyecek bir hal almaya başlıyor. Son zamanlarda danışman olarak bizlere bu konuda gelen sorunlarda ciddi bir artış var. Bu tür durumlar kıskançlıkla ilgili sorunları olan kişilerde tetikleyici etki de yapabiliyor. Bu konuda başta gençler, çocuklar, belirli bir meşguliyetleri olmayan psikolojik desteğe muhtaç kişiler ise risk altında. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kıskançlık aslında tabii ve yararlı bir duygu iken aşırı ve yersiz olduğunda patolojik bir hal alıyor. Eşinin kendisini rahatsız eden bir davranışını gören bu kişiler daha sonra onu sürekli takip etmeye, sorgulamaya başlıyor. Bu da evliliğin devamını zorlaştırıyor. Evlilikte bağlılık ve vefa kadar güven de önemli olduğundan; hataların sürekli hatırlatılması kişinin kendine güvenini ve kendisini geliştirmesini engelliyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçerli bir nedene bağlı olarak kıskançlık gösteren eşin (daha çok kadının) bu duygusu sebebiyle yersiz bir şekilde suçlandığı durumlar da az değil. Saatlerce bilgisayar başında MSN'de bir veya birkaç kişi ile sohbet ederken eşi geldiğinde ekranı kapatan sonra da "Sürekli beni kolluyorsun, bana güvenmiyorsun, artık bu sende hastalık haline geldi!" şeklinde suçlayan erkek ve kadınlar da çok. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benzeri durumlar telefon konuşmalarında da yaşanıyor. Telefon çaldığında "özel bir konuşma" diyerek başka odaya geçmek, uzun konuşmalar, tedirgin davranışlar, telefon konuşmalarının mesai saatleri dışında olması, sık gelen kısa mesajlar, mesajları konusunda kişinin aşırı tedirgin olması güvensizlik ve kıskançlığı artırıyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evli olduğu halde karşı cinsle iletişime kendisini kaptıran kişiler, evliliklerini bir kere daha gözden geçirmeli sorunlarına birlikte çözüm bulmalıdır. Karşı cinsle iletişim bazen heyecan vericidir. Bu da bir ihtiyaçtan veya ihtiyaçların karşılanmamasından kaynaklanabilir. Eşler karşılıklı birbirinin ihtiyaçlarını karşılamaya önem vermeli, ruh ve beden sağlıklarına dikkat etmeli, evliliklerine bakım yapmayı ve küçük sürprizlerle de olsa heyecanı canlı tutmayı ihmal etmemelidirler. (*)Uzman Psikolog &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Farika Teymur Artır*&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1136713564336880972-5669103065367971592?l=yasamhaberleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yasamhaberleri.blogspot.com/feeds/5669103065367971592/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1136713564336880972&amp;postID=5669103065367971592' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1136713564336880972/posts/default/5669103065367971592'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1136713564336880972/posts/default/5669103065367971592'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yasamhaberleri.blogspot.com/2007/11/sanal-sohbete-dikkat.html' title='SANAL SOHBETE DİKKAT'/><author><name>Reyhan Gazel</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17829418279267288307</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1136713564336880972.post-2687327142709334881</id><published>2007-11-15T11:48:00.000-08:00</published><updated>2007-11-15T11:51:55.779-08:00</updated><title type='text'>ÇOCUKLARIMIZA HARÇLIK VERİRKEN DİKKAT</title><content type='html'>Çocuklara 'ben çok çektim; ama o çekmesin' diyerek harçlık verilmez  &lt;br /&gt; &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Herkes çocuğunun rahatlık içinde yaşamasını ister. Ancak cep harçlığı verirken çocuğunuzu yanlış yönlendirmiş olabilirsiniz. Harçlık, paranın değerini öğretmek ve sorumluluk duygusu için verilir, 'harcatmak' için değil.  &lt;br /&gt; &lt;br /&gt; &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Çocuğa cep harçlığı sorumluluk sahibi olmayı ve paranın değerini öğrenmesi için verilmeli, her istediğini alsın, her istediğini yapsın diye değil. Her anne ve baba çocuğunun ihtiyaçlarının en iyi ve güzel bir şekilde karşılanmasını ister. Hatta anne ve babalar, kendi zamanında ellerine geçmeyen bazı fırsatları yetersizlik duygusu ile ellerindeki bütün imkanları bilinçsiz ve abartılı bir şekilde çocuklarının önlerine sererler. Her çocuğun temel ihtiyaçlarının yanında anne ve babanın hoş görüp çocuklarına sundukları fırsatlar olması normaldir; fakat bu imkan ve fırsatlar ile zamansız ve abartılı bir şekilde tanışan çocuklarda, doyumsuzluk ve sorumsuzluk duygusu ve yanında bazı davranış bozuklukları görülmektedir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocuklara verilecek cep harçlığındaki asıl amaç küçük yaştan itibaren parayı kullanabilme ve idare edebilme kabiliyetini geliştirmektir. Çocuklara verilecek cep harçlığı anne ve babanın çocuğuna örnek teşkil edebileceği ve çevresinde arkadaşlarından farklı olmayacağı yaşta başlanmalı. Genellikle bu dönem ilköğretim çağına başlamaya denk gelmektedir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Harçlığın fazla verilmesi, çocuğun da bunu arkadaşlarına karşı bir güç gösterisi olarak kullanmasına ve savurgan olmasına, ilerleyen yaşlarda ise tatminsizlik ve doyumsuzluk hislerine kapılmasına neden olabilmektedir. Harçlığın az verilmesi durumunda ise çocuk arkadaşlarının yanında eziklik yaşayabilir, bu duyguyu ortadan kaldırmak için davranış bozukluklarından, çalma vb. yanlış tercihlere başvurabilir. Harçlık verilirken kardeşler arasında denge sağlanmalı, her kardeşe aynı harçlık verilmemeli, harçlığın miktarı yaşa göre artış göstermeli. İlköğretimin ilk aşamalarında çocuklara harçlık günlük, ilköğretimin ikinci aşamasına doğru haftalık verilmeli. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cep harçlığı verilirken "ben çektim çocuğum çekmesin" anlayışına sahip anne ve babanın bütün imkanları abartılı bir şekilde çocuğuna sunması doyumsuz bir neslin yetişmesine neden olur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şenol Yiğit, Psikolojik danışman, Burç Eğitim Kurumları, Özel Çukurova Lisesi&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1136713564336880972-2687327142709334881?l=yasamhaberleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yasamhaberleri.blogspot.com/feeds/2687327142709334881/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1136713564336880972&amp;postID=2687327142709334881' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1136713564336880972/posts/default/2687327142709334881'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1136713564336880972/posts/default/2687327142709334881'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yasamhaberleri.blogspot.com/2007/11/ocuklarimiza-harlik-verirken-dikkat.html' title='ÇOCUKLARIMIZA HARÇLIK VERİRKEN DİKKAT'/><author><name>Reyhan Gazel</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17829418279267288307</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry></feed>
